Kastamonu olduğunu düşündüğüm bir şehirde şehrin en yüksek noktasına doğru yürüyüşe çıkıyorum. Zirvede dolaşırken gördüğüm üç farklı bonsai aklımı biranda alıveriyor. Kusursuz doğal bonsailer! Masmavi çiçekleri olanın kökleri bir kayaya dolanmış, kayayı yerinden oynatıp yukarı kaldırdığım an avucuma geliveriyor. Yaşadığım haz inanılmaz. Onu köye indirip evimde yaşatmak istiyorum. O'na aşık oluyorum. Dönüş yolunda birden aklıma bu güzel ağacın yalnızca kendi toprağında yaşayabileceği geliyor, geri dönüyorum. Onun için biraz toprak almam gerek. Onu söktüğüm toprağa avucumu daldırıp iç içe geçirdiğim iki poşete doldurmaya başlıyorum. Yine yola koyulup geri dönecekken iki ruh emici tarafından yolum kesiliyor. "Buradan bu toprakla ayrılamazsın" diyor içlerinden biri. Yaratığın koluna yapışıp var gücümle sıkıyorum. "Toprağı alacağım" diyorum. Kolunu sıkmamla kendini geriye çekmesi bir oluyor. Dokunduğum yeri alev alıyor, acı acı bağırıyor ruh emici. Arkamı dönüp gitmeye çalıştığım an peşimden geliyorlar. Cam kırıklarıyla dolu boş pencerelerin içinden geçip dağdan inmeye çalışıyorum. Yakamdan düşmüyorlar. Gözleri toprağımda. Çevreden yardım almam gerekiyor ama herhangi birinin beni o yükseklikte duyacağından şüpheliyim. Yine de var gücümle ablama seslenip beni oradan kurtarmasını istiyorum. Kimse gelmiyor. Pencerenin içinden geçemeyeceğimi kabul edip farklı yollar denemeye başlıyorum. Mavi çiçekli bitkim, toprağım ve ben sazlıkların arasına dalıp gözden kayboluyoruz.
21 Temmuz 2014 Pazartesi
1 Temmuz 2014 Salı
28 Haziran 2014 Cumartesi
Rüya - Haziran 28
İçinden konuşan bu adamı uzun süredir izliyorum. Annesiyle yaptığı bu ilk büyük kavgadan zaferle çıkması tamamen tesadüf. Yine de O'nu asla yenemeyeceğini elbette biliyor. Babasıyla bağı yok, kanbağı dışında. Bana doğru yürüyor, bakışları beni delip geçse de, bana geliyor. Annemin histerikli bir orospu olduğunu, biran önce ondan kurtulmazsam sahip olduğum her şeyi kaybedeceğimi söylüyor. Devam etmesini, beni ikna etmesi gerektiğini söylüyorum. Peşinden gitmemi istiyor.
Anne olan sen, bir türlü birey olamayan anneni büyütüyor.
Durup arkasına bakıyor, beni görüyor.
-?
Sesin kız çocuklarını anımsatmıyor, sesin yitip gidiyor.
Susuyor, yürümeye devam ediyor.
1 dakikalık saygı duruşunun ardından tuhaf şeyler olmaya başlıyor.
Her boku ciddiye alman çok da şarttı.
Burdan sonrasını yukarıdan izliyorum. Her adımı bir seramoniyi andırıyor, her adımda ayak izlerinden ağaç kökleri fışkırıyor, kökler peşi sıra toprağı sarıyor, O'nu sarıyor. Yürüyüşü yavaşlıyor, adımları ağırlaşıyor.
Kalbin hala benim için çarpıyor, dile getirmeye korkuyorsun. Soy ağacım burada yeniden gözler önüne seriliyor. Görüyor musun?
Devamını anlayamıyorum, aramızdaki mesafe gittikçe uzuyor. Mutsuz olduğunu gizlemeye çalışan her adam gibi yüzünü yere eğiyor.
Ayaklarım yeniden yere bastığında bana dönüp şöyle devam ediyor;
-Kucağında yatmama izin ver, tanrı aşkına!
Burada ne işi olduğunu anlamaya çalışıyorum. Bunun altında kesin bir şey var hissiyle O'ndan uzaklaşıyorum. Dönüp yeniden bakmaya cesaret edemiyorum ama bir şekilde geride bıraktığım O adamın köklerinden kurtulamayıp oracıkta ağaca dönüştüğünü hissedebiliyorum.
Uyandığımda loopa aldığım şarkının 48. tekrarını duyuyorum, Rodriguez, sugar man.
Anne olan sen, bir türlü birey olamayan anneni büyütüyor.
Durup arkasına bakıyor, beni görüyor.
-?
Sesin kız çocuklarını anımsatmıyor, sesin yitip gidiyor.
Susuyor, yürümeye devam ediyor.
1 dakikalık saygı duruşunun ardından tuhaf şeyler olmaya başlıyor.
Her boku ciddiye alman çok da şarttı.
Burdan sonrasını yukarıdan izliyorum. Her adımı bir seramoniyi andırıyor, her adımda ayak izlerinden ağaç kökleri fışkırıyor, kökler peşi sıra toprağı sarıyor, O'nu sarıyor. Yürüyüşü yavaşlıyor, adımları ağırlaşıyor.
Kalbin hala benim için çarpıyor, dile getirmeye korkuyorsun. Soy ağacım burada yeniden gözler önüne seriliyor. Görüyor musun?
Devamını anlayamıyorum, aramızdaki mesafe gittikçe uzuyor. Mutsuz olduğunu gizlemeye çalışan her adam gibi yüzünü yere eğiyor.
Ayaklarım yeniden yere bastığında bana dönüp şöyle devam ediyor;
-Kucağında yatmama izin ver, tanrı aşkına!
Burada ne işi olduğunu anlamaya çalışıyorum. Bunun altında kesin bir şey var hissiyle O'ndan uzaklaşıyorum. Dönüp yeniden bakmaya cesaret edemiyorum ama bir şekilde geride bıraktığım O adamın köklerinden kurtulamayıp oracıkta ağaca dönüştüğünü hissedebiliyorum.
Uyandığımda loopa aldığım şarkının 48. tekrarını duyuyorum, Rodriguez, sugar man.
18 Mayıs 2014 Pazar
Karga'da..
Yapmak istediğim şeyi yapamadan hayatım sona ermiş olacaktı. İşe senden kurtulmakla başladım. Şu ya da bu şekilde birbirimizi yeniden bulduğumuz zaman ödeşeceğiz. Yalnız bir şey daima aynı kalacak. Ne olduğunu biliyorsun. Ben olmadığımı da.. Yüksek sesle dile getirebildiğin zaman, egonu biraz olsa yatıştırırsın. Bana güven. Ahh herzamanki gibi gözlerinde beni kimse etkileyemez bakışı. Olsun, zamanla alırlar o bakışını senden. Dekoltesini kapatmaya çalışıp elbisesini yukarıya çekiştiren bir kadın olacak bu. Tam olarak öyle bir kadın yapacak bunu. İnsanların güvenden kaynaklı zaaflarını kullanmaya devam et. Bu şekilde elbet bir yerlere varırsın.
2 Mayıs 2014 Cuma
Finish it.
Gerçekleştireceğime inandığım şeyi keşfetmeye başlıyorum. Herkesten kopup ayrılmak başlarda zor göründü, yanlışlar hep başlangıçta yapıldı. Bu hisle çatışmak şunu boşluğa sormam gibi; "seni sevdiğimi biliyor musun?"
Bitirdim, yoksa tamamlanamadan çürüyecektim.
5 Nisan 2014 Cumartesi
Kayıp Zamanın Izinde (4)
Başka dünyalardan söz ediyorduk, henüz bitti sohbetimiz. Beyefendinin yine acelesi vardı, ruhunu teslim edip gidiverdi. Plak koyduk. Şarap koyduk. Tuval koyduk. Müzik durdu ve hava kararırken uzun bir yoklama yaptık. Kimseyi yerinde bulamadık. Kimse bizi bıraktığı yerde bulamadı. Olaylar ve aylar işte böyle akıp gitti. ikimizin de tamamen bulanık bir döneme girmesi sahiden gerekli miydi?
17 Mart 2014 Pazartesi
Mart, 2014
Bir ufak, ufacık hatıra, tırnaklarının arasına batmış bir kıymık parçası, kağıt kesiği, yanık tadı, et tadı, Cihangir'de bir et lokantası, otopark mafyaları. Otopark mafyaları her yerde.
1 Mart 2014 Cumartesi
Rüya, Şubat 28
Turuncu bir ejderha olarak 4 cüce tarafından dünyaya getiriliyorum. Cücelerden en tuhaf görüneni hangisi karar vermek oldukça güç. Ancak ağırlıklarının tonlarca katı olan beni epey sevip sahipleniyorlar. Canlarını verecek kadar sadakatle bağlılar bana.
Dünya boş binalardan ve bizden ibaret sadece. Bir de bana benzeyen ama küçük dostlarımı öldürmeye çalışan bir başka ejderha var. Düşmanım ilan ettiğim bu yaratığı bir türlü yok edemiyorum. Aramızdaki ezeli rekabet yüzyıllardır sürüyor ve bu başkalarına zarar veriyor. Dünyanın sonunu getirmiş olma ihtimalim aklımdan bir türlü çıkmıyor. Bu yüzden minik dostlarımı ne pahasına olursa olsun hayatta tutmalıyım diye düşünüyorum. Aynı şeyi o ufacık hallerine bakmadan onlar da benim için düşünüyor olsalar gerek, her fırsatta benim için canlarını feda etmeye çalışıyorlar. Bunun için yemin etmiş gibiler. Bu şekilde işin içinden çıkamayacağımızı kabulleniyorum ve tam o sırada geri dönüşü olmayan planımı yapıyorum. Eğer ölümsüzlüğümü yenebilirsem onu da yenebileceğimi biliyorum.
Kulelerin tepesinden havalanıp yükselmeye başlıyorum, uçarken başaramayacağım hissine kapılıp aniden düşüşe geçiyorum. Yere çakılmadan hemen önce yeniden ölümlü olabilecek olmamdan kaynaklı ani bir sevince kapılıp tekrar havalanıyorum. Atmosferi delip birden bambaşka bir boyuta geçiyorum. Ayaklarım siyah asfalt zemine sağlamca basıyor. Etrafta birbirinden farklı saksılar içinde tuhaf bitkiler görüyorum. Bir portakalın yarısı kesilmiş ve içi boşaltılmış halde, portakal, fidanına şemsiye görevi görüyor. O an anlıyorum ki turuncu ejderhayı bu fidanla alt edebileceğim. Ama onun ölümüne sebep olma fikri canımı oldukça sıkıyor. Buraya yerleşip ejderhayı da unutmaya karar veriyorum.
Dünya boş binalardan ve bizden ibaret sadece. Bir de bana benzeyen ama küçük dostlarımı öldürmeye çalışan bir başka ejderha var. Düşmanım ilan ettiğim bu yaratığı bir türlü yok edemiyorum. Aramızdaki ezeli rekabet yüzyıllardır sürüyor ve bu başkalarına zarar veriyor. Dünyanın sonunu getirmiş olma ihtimalim aklımdan bir türlü çıkmıyor. Bu yüzden minik dostlarımı ne pahasına olursa olsun hayatta tutmalıyım diye düşünüyorum. Aynı şeyi o ufacık hallerine bakmadan onlar da benim için düşünüyor olsalar gerek, her fırsatta benim için canlarını feda etmeye çalışıyorlar. Bunun için yemin etmiş gibiler. Bu şekilde işin içinden çıkamayacağımızı kabulleniyorum ve tam o sırada geri dönüşü olmayan planımı yapıyorum. Eğer ölümsüzlüğümü yenebilirsem onu da yenebileceğimi biliyorum.
Kulelerin tepesinden havalanıp yükselmeye başlıyorum, uçarken başaramayacağım hissine kapılıp aniden düşüşe geçiyorum. Yere çakılmadan hemen önce yeniden ölümlü olabilecek olmamdan kaynaklı ani bir sevince kapılıp tekrar havalanıyorum. Atmosferi delip birden bambaşka bir boyuta geçiyorum. Ayaklarım siyah asfalt zemine sağlamca basıyor. Etrafta birbirinden farklı saksılar içinde tuhaf bitkiler görüyorum. Bir portakalın yarısı kesilmiş ve içi boşaltılmış halde, portakal, fidanına şemsiye görevi görüyor. O an anlıyorum ki turuncu ejderhayı bu fidanla alt edebileceğim. Ama onun ölümüne sebep olma fikri canımı oldukça sıkıyor. Buraya yerleşip ejderhayı da unutmaya karar veriyorum.
Şubat 2014, kastamonu.
27 Şubat 2014 Perşembe
Kayıp Zamanın İzinde (3)
Bazı gizemler vardır ki kendilerinin açığa vurulmasına asla izin vermezler. Bazıları da gölge olup kendini geceleri belli ederler.
Hesaplaşmak anlamsızdı çünkü kalbimdeki boşluk bununla dolmayı reddedecekti. Bu yüzden kendimi hiç beklenmediğim bir şehirde buldum. Uzun uzun okudum. Uzun zaman dinledim. Ruhuma merhamet ettim.
Burada her şey bir anlığına donup kaldı, hayaller bile.. Yankılar tamamen dinince kendime geldim. Gözlerimi kapalı tuttuğum süre boyunca huzursuzluğumun kaynağını besledim.
Hesaplaşmak anlamsızdı çünkü kalbimdeki boşluk bununla dolmayı reddedecekti. Bu yüzden kendimi hiç beklenmediğim bir şehirde buldum. Uzun uzun okudum. Uzun zaman dinledim. Ruhuma merhamet ettim.
Burada her şey bir anlığına donup kaldı, hayaller bile.. Yankılar tamamen dinince kendime geldim. Gözlerimi kapalı tuttuğum süre boyunca huzursuzluğumun kaynağını besledim.
23 Şubat 2014 Pazar
Kayıp Zamanın İzinde (2)
-Beni hatırlamayacaksın bile. Gerçek olmadığımdan emin hafızanın derinine derinine iteceksin beni. Ama ben sonraki gün sonraki gün ve yine sonraki gün hep burada olacağım. Beni duyarsın, herkes duyar, dedi.
Hatırlayacağımdan emindim. Yine de boynumdaki pullu sarı şalı dalına doladım. Yarın yine gelirim dedim. Dönüp baktığımda ağır ağır içine çöktüğünü gördüm. Zamanı durdurmaya çalıştığını o an hissettim.
Hatırlayacağımdan emindim. Yine de boynumdaki pullu sarı şalı dalına doladım. Yarın yine gelirim dedim. Dönüp baktığımda ağır ağır içine çöktüğünü gördüm. Zamanı durdurmaya çalıştığını o an hissettim.
22 Şubat 2014 Cumartesi
9 Şubat 2014 Pazar
Merak etme her şey eskisi gibi olacak.
Ben bu ormana gireli tam 2 ay oldu. Ama bak bu ağaçlar yıllardır çağırıyor beni. Bu sarmaşık 20 yıl önce de böyle oyuncuydu mesela, gündüz davetkar gece içine kapanık. Hiç bozmadı kendini. Senin benim gibi değil anlıyor musun? Anladığını biliyorum.
Sen kazandın, kaç farklı yoldan gideyim? Yine, "beni bırakma" mı diyeyim? Zaman algımı yitirdim. Sahi özledin mi beni?
Adımlarımda bir kararsızlık seziliyor. Azalarak tükendim bugün de. Haftalarca yemek yemeyerek boyut değiştirdim, uçuyorum baksana! Herkes kendi rüyasını yaşıyor burada, kaldığım yerden devam etsem uykuma benimle gökyüzünde buluşur muydun?
Şubat çok uzun sürdü. Günlerdir yataktan çıkmadım. Eğer seni biran önce affedebilirsem unutabilirim sanıyorum. Eğer yeterince burada kalırsam seni anlarım sanıyorum.
Her şey kendiliğinden gerçekleşti. Burada haftalardır uykuyla uyanıklık arasındayım. Iyi olup olmadığını merak etmiyorum. Biliyorum. Tavanarası kitaplarımı bıraktığım yerde bulamıyorum. Birsürü kız çocuğum var şimdi o sandıkların içinde. Öfkeli bakışları parmaklarımdaki kırmızı ojeyi çatlatıyor. Çektikleri acı kız çocuklarımı olgunlaştıramıyor. Kaygılarını gideremiyorum. Hala yeterince vaktim varken onların bana "buradan git" demesini bekliyorum. Bu asla olmuyor. Seni birtürlü affedemiyorum.
Umarım benden önce çocuk sahibi olursun.
Hoşçakal.
Sen kazandın, kaç farklı yoldan gideyim? Yine, "beni bırakma" mı diyeyim? Zaman algımı yitirdim. Sahi özledin mi beni?
Adımlarımda bir kararsızlık seziliyor. Azalarak tükendim bugün de. Haftalarca yemek yemeyerek boyut değiştirdim, uçuyorum baksana! Herkes kendi rüyasını yaşıyor burada, kaldığım yerden devam etsem uykuma benimle gökyüzünde buluşur muydun?
Şubat çok uzun sürdü. Günlerdir yataktan çıkmadım. Eğer seni biran önce affedebilirsem unutabilirim sanıyorum. Eğer yeterince burada kalırsam seni anlarım sanıyorum.
Her şey kendiliğinden gerçekleşti. Burada haftalardır uykuyla uyanıklık arasındayım. Iyi olup olmadığını merak etmiyorum. Biliyorum. Tavanarası kitaplarımı bıraktığım yerde bulamıyorum. Birsürü kız çocuğum var şimdi o sandıkların içinde. Öfkeli bakışları parmaklarımdaki kırmızı ojeyi çatlatıyor. Çektikleri acı kız çocuklarımı olgunlaştıramıyor. Kaygılarını gideremiyorum. Hala yeterince vaktim varken onların bana "buradan git" demesini bekliyorum. Bu asla olmuyor. Seni birtürlü affedemiyorum.
Umarım benden önce çocuk sahibi olursun.
Hoşçakal.
14 Ağustos 2014 notu: kendimle henüz hesaplaşmadım ama seni hala seviyorum.
25 Mayıs 2016 notu: hesaplaşmak anlamsızdı, şimdi seni daha çok seviyorum.
2 Şubat 2014 Pazar
Rüya, Şubat 1
Her tarafı yosunlarla kaplı bir balığı yüzgeçlerinden arındırmaya çalışıyorum. Bu işlem o kadar yorucu ve uzun geliyor ki saate baktığımda gece yarısını çoktan geçmiş olduğunu görüp paniğe kapılıyorum. Aniden O'na yetişemeyeceğimi geminin çoktan hareket etmiş olabileceğini hissediyorum. Bu fikirle yola koyulup soluğu sahilde alıyorum. Sahiden de gemi hareket etmiş ve O görünürlerde yok. Koşarak atlarsam gemiye uzanabileceğimi sanıyorum ve karnımda hissettiğim korkuyu O'nu bir daha göremeyeceğim korkusuyla bastırıp koşmaya başlıyorum. Neyse ki geminin kapakları o sırada açılıyor ve denize düşmeden beni içeri çekiyorlar. Pek çok kişi beni bu hareketimden dolayı kınıyor. Insanların arasından homurtular eşliğinde geçiyorum. O' nu bulmam lazım. Geminin içinde dolanmaya başlıyorum, gittikçe büyüyor ve daha karmaşık bir hal alıyor kamaralar. Hangi kapıyı çalsam korku filmlerinden fırlamış canavarlar tarafından karşılanıyorum. Bu şekilde bir yere varamayacağımı anlayıp O'nu aramayı bırakıyorum. Güverteye çıkıp etrafıma baktığımda hareket etmediğimizi, çalışan motorların yalnızca denizi köpürttüğünü görüp hemen sahile geri dönme kararı alıyorum. Kalabalık yüzünden bir türlü sahile atlayamıyorum. Sinirimden insanları ezip geçmeye başlıyorum, ayağım yüzgeçlerinden arındırmaya çalıştığım o balığa takılıyor. Düşüyorum. Dönüp baktığımda balığın yarısı kopmuş yüzgeçleriyle havalanmaya çalıştığını ama güvertede dikilip duran onca insan yüzünden bir türlü uçamadığını görüp aniden havada süzülmeye başlıyorum. Endişeli ve şaşkınım. Beni gören yosun kaplı balık biraz daha havalanıyor ve böylece aynı hizaya gelip insanlardan uzaklaşıyoruz. Karnımdaki sancı aniden geçiyor, müthiş bir huzurla gözden kayboluyoruz.
Yıllar sonra yeniden rüyalarımda uçabiliyorum.
Yıllar sonra yeniden rüyalarımda uçabiliyorum.
Snow goose, Camel
Şubat 2014, Manastır.
Beni henüz tanımayan gemi kaptanının ruhunu besleyecek samimiyet işaretlerini alamadığı bir genç kızla tanışmasının babamı çöküşe yakın bir hale soktuğunu görünce, ona yakınlaştım.
Mazide kalmış bir ilkbaharda duyduğumuz tınıyı tekrar işittiğimizde, bir an için, resim yaparken küçük tüplerden boya sıkar gibi, bu tınıdan, hatırladığımızı sandığımız günlerin unutulmuş, esrarengiz, taze ve tam nüansını çıkarabiliriz. Oysa bu tınıyı tekrar işitmeden önce yaptığımız, kötü ressamlar gibi, tek bir tuval üzerine yayılan bütün geçmişimizi iradi hafızanın geleneksel ve hepsi birbirine benzeyen tonlarıyla boyamaktır.
7 Aralık 2013 Cumartesi
Rüya - 4 Aralık 2013
O, ben ve ortak arkadaşımız bay G yeraltında bir barda takılıyoruz. Bir süre sonra bay G'nin kız arkadaşı da bize katılıyor. O, gece eve dönmesi gerektiğini, yapılacak bir takım işleri olduğunu ve benim de bu yüzden evime dönmem gerektiğini söylüyor. Eve gitmek için metroya iniyorum, karanlık, tavanından sular damlayan bu yerde oldukça korkuyorum. Beklerken bir süre sonra O'nu görüyorum. Yanında barda gördüğümüz kadınlardan biri var ve elele tren bekliyorlar. Beni fark ettiği anda elini kadının elinden çekiştirip kurtarmaya çalışıyor ancak artık çok geç. Duyduğum acıya bir ortak arıyorum. Incelerek düz bir çizgi halini alan raylara doğru ağlayarak koşuyorum. Kimse arkamdan gelmiyor, acıma ortak bulamıyorum.
Tünelin sonunda birçok gecekondu var, rastgele birine giriyorum. Annem yaşlarında iki kadın karşılıyor evde beni, gece burada kal, sabah erkenden gidersin diyorlar. Tam uykuya dalmışken istasyon srenleriyle Zeytinburnu durağında gözümü açıyorum ve uyuduğum evin vagona dönüştüğünü görüyorum.
O'nun evine gidiyorum, evde O'nu bulamayacağımı, geceyi O kadınla geçireceğini biliyorum. Evde hiç tanımadığım bir kız çocuğu ve mistik bir yanı olan orta yaşlarını henüz geçmiş görünür pek çok yerinde tuhaf semboller olan şişman bir kadın var. Kadın elinde doğumgünümde O'nun bana gönderdiği Ginseng bonsaiyi taşıyor. Konuşmaya başlıyor; "güç oldu ama neyse ki O artık bizimle". Anlıyorum ki O, minyatür bir ağaca dönüşüyor.
Küçük kız çocuğu bu sırada bay G'nin dedikodusunu yapıyor. G bunu kaldıramadı, diyor. Bir hayat kadınıyla ilişki yaşadığını bu yüzden travma geçirdiğini anlatıyor. Kadın olaya müdahil olup kendisine odaklanmamı istiyor ve o sırada elime avuç içim kadar bir Vespa motor maketi bırakıyor. Evden çıkıp vespaya biniyorum, frenlerim tutmuyor bir uçurumun kenarında kendi çevremde dönüp duruyorum. Daha fazla kontrolü elimde tutamayacağımı hissediyorum ve uçurumdan aşağıya uçuyorum. Onlarca minik balık tarafından oracıkta parçalanıyorum. Bayır bir yolda üç katlı bir ahşap ev ve evin bostanında şahane ağaçlar, çiçekler, salkım üzümler var. Bu evi tanıyorum, dedemin evi. Bostanın ortasında çevresiyle alakasız bir su birikintisi var. Balıklar tarafından parçalarım o su birikintisine taşınıyor. Çevresi barok dönem tablolarını andıran o birikintide yeniden vücut bulup hayata dönüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







